Kültürel miras, geçmişin izlerini geleceğe taşıyan önemli bir köprüdür. Türkiye’nin zengin tarihi ve kültürel dokusu, birçok antik kent ve eserle doludur. Bu değerli mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için yapılan çalışmalar, toplumun kültürel zenginliğini artırmanın yanı sıra tarih bilincini de pekiştirir. Bu bağlamda, Tofaş’ın Hierapolis Antik Kenti’ne verdiği destek, kültürel mirasın korunması adına örnek teşkil eden uzun soluklu bir projedir.
Hierapolis ve Tofaş Arasındaki İş Birliği
Hierapolis Antik Kenti, Pamukkale ile birlikte 1988 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Bu önemli miras alanı, Tofaş’ın desteğiyle daha da değerli hale geliyor. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu’nun da belirttiği gibi, kültürel mirasın korunması yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, aynı zamanda gelecek nesillere yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak görülüyor.
2005 yılından bu yana Tofaş, Hierapolis’teki kazı ve restorasyon çalışmalarına katkı sağlıyor. İlk olarak Frontinus Kapısı ile başlayan bu destek, Antik Tiyatro, Nekropol ve San Filippo Matriumu gibi önemli kalıntıların gün yüzüne çıkarılmasına kadar uzandı. Daha sonra Ploutonion’un kazı ve restorasyonu ile Hades Heykeli’nin korunmasına yönelik çalışmalara da katkı sunuldu. Bu iş birliği, 20 yılı aşkın süredir devam eden değerli bir kültürel miras projesine dönüştü.
Ploutonion: Cehennem Kapısı
Hierapolis kazılarının en dikkat çekici bölümlerinden biri olan Ploutonion, antik kaynaklarda “Cehennem Kapısı” olarak anılıyor. 2013 yılında yapılan kazılarla yeniden ortaya çıkarılan bu kutsal alan, Hierapolis’in tarihini 300 yıl geriye götüren önemli bulgular içeriyor. Friglere ait Kibele kabartması ve Arkaik Dönem parçaları, kentin bilinen tarihinin yeniden yorumlanmasına olanak sağladı.

Devam Eden Çalışmalar ve Gelecek Planları
Hierapolis’teki çalışmalar bugün de devam ediyor. İtalyan Arkeoloji Heyeti ve birçok üniversite ile iş birliği içinde yürütülen projelerde, Apollon Kutsal Alanı ve anıtsal Severuslar Nymphaeumu üzerinde yoğunlaşılıyor. Bu alanların korunması ve ziyaretçilere açılması için çeşitli düzenlemeler yapılıyor.
Son dönem kazılarında Nymphaeum’un büyük bir deprem fayının üzerine inşa edildiği belirlendi. Antik dönem mimarlarının sismik hareketliliğe rağmen yapının sağlamlığını korumak için geliştirdikleri mühendislik çözümleri dikkat çekiyor.
2026 yılı kazı sezonunda yeni mermer yapılar gün yüzüne çıkarıldı. Ziyaretçi güzergâhlarının oluşturulması planlanan alanlarda yapılan çalışmalar, Hierapolis’i dünya ölçeğinde benzersiz kılan jeotermal ve sismik doğal olgular arasındaki ilişkiyi de ziyaretçilere aktarmayı hedefliyor.





